|
Administrator
uyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 553
Ruh Hali:
Edilen Teşekkürler: 41
129 Kez teşekkür edilmiş 103 mesajda
|
Geleceğe Mektup
 
Değerli ziyaretçi, üye olman durumunda konuları reklamsız görüntüleyebileceksin.Reklamdan kurtulmak için hemen üye ol
Sevgili Çocuk,
Sana bu mektubu oldukça uzak bir geçmişten, 2008 yılının mayıs ayından yazıyorum. Bu, sana yazdığım ilk mektup da değil; sanırım beşinci ya da altıncı. Şimdiye kadar yazdıklarımın hiçbirini sana yollanabilecek kadar değerli bulmadım. Kimisi çok komikti kimisi trajik kimisi de belki anlayamayacağın kadar ironik. Sonunda her şeyi aklıma geldiği gibi yazmaya karar verdim.
Uzun süredir sana vaad ettiğim, yıllar önce yazılmış bu mektubu bekliyor olmalısın. Heyecanla eline aldığın, bana da anneannemden miras kalan çiçekli kutunun içinde, üzerinde ancak Muazzez Tahsin Berkant romanlarında rastlanabilecek romantik bir edayla Torunuma on sekizinci yaş gününde verilmek üzere yazısı okunan sararmış zarfa dokunduğunda tanışık olmadığın kağıt kavramı tedirgin edecek seni, kelebek koleksiyonu gibi örselemekten korkacaksın
Bunlar sana çok yabancı, biliyorum. Ama ben küçükken kelebek koleksiyonu yapardım. Onların ömürlerinden birkaç gün de ben çalardım. Henüz sekiz yaşındayken teyzemin kitaplığından da gizli gizli -işte, sen tanımazsın- Muazzez Tahsin Berkant romanları alırdım. Hayatın bir film olduğunu da o zaman anlamıştım.
Bu, romantik kısımdı; şimdi gerçeğe dönelim ve sana bu mektubu yazma amacıma gelelim: Ben senin devrinde, senin yaşadıklarına, seninle beraber tanık olma şansına sahip olacağım; sen de benim tarihime tanıklık et istedim, benim şimdiki zamanım da senin zihninde canlansın. Geleceğe mektup yazma düşüncesi ürküttü beni; ama bir anlamda da bu zamandan olmayan birine içimi dökmek istedim. Şu anda kendimi, ülkemi, dünyayı nasıl algılıyorum bilmiyorum. Şimdi sen dinle ve hayattaki yirmi birinci yılıma taraftan, zamandan, geçmişten soyutlanmış, saf halinle tanıklık et.
Evet, şu anda yirmi bir yaşındayım ve üniversiteden mezun olmak üzereyim. Hayata atılmak deyiminin ha hecesindeyim. Bol miktarda uykusuz ve yorgun, son derece kaygılı
İdealist ama idealsiz
Yapılması gereken şeylerin arasında boğulmuş, yapmak istediklerimin arkasından ağlıyorum ve artık çok geç. Gerçekten de her şeye geç kalan bir nesiliz biz, siz nasılsınız bilemem, buradan göremem.
Sana daha güzel bir dünya bırakmak isterdim, daha mutlu yaşayabilmen için
Bunun için de önce kendimi mutlu etmem gerek sanırım. Bardağın dolu tarafını biraz daha yakından incelemeliyim.
Dün, akşamüzeri kantinden bir dondurma alıp bahçeye çıktım. Beytepeye bahar geldi, renkler canlı, parlak ve güzeldi. Birileri uçurtma uçuruyordu; kuyruğu kırmızı beyaz. Sana anlatmak için etrafıma dikkatle baktığımda samimiyetsiz insanlar gördüm. Birbirlerine bakıp gülümserken donmuşlardı. Hemen başımı başka yana çevirdim bu kez de ikiyüzlülerle karşılaştım; birinin arkasından gülerken uçurtmaya takılmıştı gözleri. Dondurmamı biraz kaygı, biraz da korkuyla elimden atıp, müziğin ses ayarını fazlasıyla kaçırmış bir arabanın egzoz dumanıyla kirlenmiş havayı solumamak için yurdun kapısından içeri koşar adım girdim.
Bütün bunlar gerçek değildi belki, sorun sadece bendim. Geçen ekim ayında bir öğrenci değişim programıyla Almanyaya gittim ve orada beş ay yaşadım. Oraya gitmeden önce, gelenlerden dinlediğim kadarıyla bir sürü hayaller kurmuştum; gidecek, gezecek, tanıyacak, öğrenecek, değişecektim ve ülkeme geri dönecektim. Gittim ve bunların hepsini yaptım; ama değişemedim. Geri dönünce buradaki hayata da uyum sağlayamadım bir türlü. Günümüz insanı da benim gibi anlaşılmazlıklarla dolu, çelişkiler yumağına dolaşmış bir vaziyette yaşıyor. Dilerim, senin insanların ve sen daha bilinçli, daha sakin, daha kendinden emin kişilikler oluşturmuş olursunuz.
Dünya da benim gibi zor bir dönem geçiriyor bu günlerde; geçen gün konuştuk da insanlara küskün müymüş neymiş? Her yerde savaş, her yerde deprem, işin kötüsü her yerde yalnızlık var. Senin zamanında ismi ne kadar hatırlanır bilmiyorum, gazeteci-yazar Can Dündar Manifestosunda: Terörüm bile bireyselleştiği çağdayız. diyor, doğrudur. Ortak olarak hiçbir şeye inanamaz, hep birlikte bir görüşü savunamaz olduk, biz insanlık kendi içimizde; vatanımızı bile. Yıllarca bir arada hoşgörüyle, kardeşlikle yaşayan insanlar ortada olmayan bir şeylerin kavgasını yapıyorlar şimdilerde. Zaten bütün kavgaların sebebi de bireysel kaygılarımız değil mi? Dünya küsmesin de ne yapsın bu zihniyete?
Bir süre önce varlığından yeni haberdar olduğum, adını bile telaffuz etmekte zorluk çektiğim, hala diktatörlükle yönetilen küçük bir ülkede büyük bir kasırga oldu; binlerce insan öldü. Biz yine bilmeseydik de adını, kimse de ölmeseydi dedik de hemen arkasından Çinde de çok şiddetli bir deprem oldu. Orada olan depremlerde kimsenin burnun bile kanamadığını hayretle karşılayan bizler, bu kez o kadar çok insanın ölmesini hiç umursamadık bile; çünkü hepimizin gündeminde başka bir olay vardı. Çok sevgili İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Prens herkimse yaklaşık otuz yıl aradan sonra Türkiyeyi ziyarete gelmişti ve Çindeki depremde ölen otuz binden fazla insanın kaderi, Kraliçenin yediği enginar dolmasından ve yiyemediği İskender kebabından daha az önemliydi şüphesiz. Bu yüzden olsa gerek Kraliçenin otuz yıl önce, yani 70li yıllarda giydiği elbiselerle şimdiki giysileri çokbilmiş modacılarımızca saatlerce değerlendirilirken; dersteyken depreme yakalanıp okulun enkazı altında kalmış olan onlarca çocuğun ölümü haber değeri yok diye birkaç saniyeye sığdırılıp geçiştirildi. Bizim insanlarımızın insana değer verme anlayışı bu işte. Siz ne kadar ilerdesiniz acaba duyarlılıklar konusunda? Sen de bir düşünsene.
Modadan ve 70lerden söz açılmışken her şey hızla postmodernleşip, teknoloji işportaya kadar düşerken moda nedense 70lere dönüş yaptı. Kraliçenin giysilerinin bu kadar rağbet görmesinin sebebi de bu galiba.
Geçen gün satın aldığı deodorantı hesaba katmadan, ozon tabakasındaki deliğin hala genişlemesine bir anlam veremeyen annem, küresel ısınmanın git gide şiddetini arttırdığından bahsediyor. Havaların dengesizliğini: Artık mevsimler de değişti, kıyamet alametleri kızım bunlar. diyerek mistik bir metanetle yorumlayan anneannem, Penguenler Akdeniz Sahillerine Güneşlenmeye Gitti başlıklı gazete haberini, yüzünde anlam veremediğim bir gülümsemeyle okuyor. Bizim penguenler mi? Onlar artık başka şeyler giyiyor ve mütemadiyen mantıcıda toplaşıyorlar. Ülkece kolesterolden muzdarip olmamız bundandır.
Sanırım yine komik, yine trajik ve ironik oldu. Sana umutsuzluklarla ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir şey bırakmak istemedim. Bahçeye çıktım, dünyaya baktım, kendime döndüm ve sana anlatmak için gördüğümde rahatsız olduğum, zaman zaman oturup bunlara kahkahalarla gülsem de aslında ağlamanın gerektiğini bildiğim şeyler seçtim hayattan. Bir şeyleri düzeltmek için, toparlayabilmek için, kurtarabilmek için hala vaktinin olduğunu unutma. Ben de unutmuyorum. Yeni bir mektupta görüşmek üzere
[Anne/Baba]annen
RiaRaines
__________________
e-yarat Bugün bizimle ne paylaştınız?
|