Değerli ziyaretçi, üye olman durumunda konuları reklamsız görüntüleyebileceksin.Reklamdan kurtulmak için hemen üye ol
Bir Kaçış Romanı
Cumhuriyet Kitap, 18 Haziran 1992, sayı :121 Balık İzlerinin Sesi / Buket Uzuner / Remzi Kitabevi, İstanbul: 1992 / 218 s.
Prof.GÜRSEL AYTAÇ (Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Alman Dili ve Ed. Böl.)
"Üstün" insanların sıradan olanlar karşısındaki yeri, dünya edebiyatı ve kültür tarihi boyunca sık sık irdelenmiş bir konudur. Üstünlerin sıradanlara yol gösterici olarak yetiştirilmeleri, genellikle toplumcu görüşün yelpazesinde işlenirken, bireycilik, üstünlerin, seçkinlerin, amacı kendinde bir ideal olarak ele alınmasını öngörür. Seçkinlerle yığının aslında birbirine muhtaç olduğu bir gerçekken, bu zorunluluğu bir an için görmek istememek, seçkinlere apayrı, ancak kendileri arasında ütopik bir dünya düşlemek de yazarlar için zaman zaman çekici bir konu olmuştur. Çağımızın ütopyalarına Batı edebiyatından Hermann Hesse'nin "Glasperlenspiel" (1943), bizden de Peyami Safa' nın "Yalnızız" romanlarını anmak isterim. Buket Uzuner, yeni romanı "Balık İzlerinin Sesi"yle seçkinler ütopya zincirine bir yeni halka ekliyor. Kitabın motosu, içeriği hakkında okuyucuya sunulan bir özdeyiş: "Sıra dışı, büyük insanlar, daima sıradan zekaların şiddetli muhalefetiyle karşılaşırlar." 219 sayfalık roman, başlıklı beş bölümden oluşuyor: Başlangıç, Gelişme, Asıl gelişme, Sona Doğru, Asıl son. Başlangıç'ta özel olarak dünyanın çeşitli ülkelerinden seçilmiş burslu öğrencilerin bir Kuzey ülkesinde toplanmaları, henüz alışılmamış bir roman üslubunda anlatılıyor: Ben-anlatı tarzında. Bu "ben", Afife Pirî. Kökleri Afifa Jale'yle Pirî Reis's uzanıyor. Kitabın ilk sayfasında "kurmaca" özelliğin altı çiziliyor ve kişilerin birçok sanatçı ve bilimadamıyla adaş oluşunun tamamıyla bir hayal ürünü olduğu vurgulanıyor. Seçkin öğrencilerin yerleştirildiği tesis "Fantolt", hayattan, dünyadan yalıtılmış haliyle Hesse'nin Kastalien'ini çağrıştırıyor. "Kentin kırk bir kilometre dışında, nefis bir ormanın Kuzey yeşili çamları içinde, dağların eteklerine, anayoldan adamakıllı içeriye ustaca gizlenecek biçimde inşa edilmişti. Son derece dinlendirici, huzur verici, yalıtılmış, sessiz, sakin..." (s.19) Birleşmiş Milletler'in dünyanın her yerinden topladığı seksen sekiz seçkin öğrenci, bir yıl süreli bir pilot projesi çerçevesinde, "normalliğin" dışında bir özgürlük içinde çalışacaktır. "Balık İzlerinin Sesi"nde normal insanlar ve seçkinler iki kutup oluşturuyor. Ve bu siyah-beyaz tablo, roman boyunca işleniyor. Fantolt sakinlerinin çalışma programının ereğini şu sözlerle özetliyor Buket Uzuner: "daha çok bir azınlık olarak aralarında yaşadığımız normal insanların davranış ritmlerini çözmeye yönelik" (s.32) Ben-anlatıcının kurduğu arkadaşlıklar, daha doğrusu sürdürdüğü ilişkiler, Bachmann' ın "Malina"sını andırıyor: Kadın varlığının akıl ve duygu gibi iki karşıt gücüne hitap eden iki ayrı erkeğe aynı anda bağlanma. Anders ve Romain'e aynı anda duyduğu ilgi ve sevgi konusunda ben-anlatıcı içinden şunları geçiriyor: "Mantıklı, sevecen, güvenilir bir erkeğin sakin, huzurlu, dost sıcaklığındaki sularında dinlenen kadın beyninin keyifli doyumunu düşledim. Duygulu, coşkulu, sorumsuz ve çılgın bir başka erkeğin, serseri, heyecanlı, sürpriz dolu dalgalı denizinde ter içinde boğuşmanın serüven lezzetiyle ölüp ölüp dirilen dişi ruhunun doyumunu düşledim sonra da. Bu ikisi aynı erkekte asla yaşanamaz! Ve bu ikisine de gereksinen kadını düşledim keyifle." (s.86) Fantolt'ta, ulusallığı bir ufuk sınırlaması olarak niteleyen bir eğitim görüşü egemen. İnsanın doğduğu topraklara gerektiğinde veda edebilmesi isteniyor. Ben-anlatıcıya göre "bağnaz bir ulusalcılığın yakasına yakışma tehlikesi belirir" aksi halde Buket Uzuner seçkinlerini uluslararası, evrensel bir eğitim kurumunda yetiştirmeyi düşlüyor. Burada düşman, yabancılar değil, sıradan insanlar. Çoğunlukta oluşları bir tehlike olarak algılanıyor: "Düzenin, disiplinin, aktörenin ve tekdüzeliğin güvencesini tehdit ettiğimiz için bizi yok etmek isteyenler de onlar. Eğer çoğunluk, hak'kın tek ölçütüyse..." (s.120) "Asıl Son", romanın bence asıl ütopik bölümü. Bir bilimkurgu senaryosu âdeta. "Yerçekimine karşı bir çeşit manyetik alan yaratarak, üç boyutlu bir aracı yürütebilirsiniz." "Evlerin bir yanına takılmış enerji bobinleri (...) Güneş panelleriyle toplanan enerji, bobinlerin içinde hızlandırılarak depolanıyor." (s.185) Sanat tarihinin bütün büyük eserlerinin orjinalleriyle donatılmış altıgen bir ev v.s. bu bölümün esrarengiz mekânının yalnızca bazıları. "Balık İzlerinin Sesi", ütopya türünün dayandığı eleştirel tutumu (sıradan çoğunluğun normal ölçülerine öfke) sık sık yansıttığı gibi düşsel bir dünyanın özlemini (seçkinlerin kendilerini dürüst ve saygın bir şekilde evrensel ölçütlerle gerçekleştirebilmeleri) de etkileyici değişik bir üslupla veriyor. Romanda zaman zaman yadırganabilecek çeviri lezzeti, bence böylesi bir uluslararası-ulusal üstü eğitim ütopyasına aslında hiç de aykırı düşmüyor.
Buket Uzuner'i romanımızda estirdiği bu yeni havadan dolayı kutluyorum.